Ruhsal sıkıntıların sınıflandırılması ve tedavisi amacıyla ülkemizde, yalnızca Amerika ve Avrupa kaynaklı, Batı değerlerine göre şekillenmiş yöntemlerden yararlanılmaktadır.
Oysa bizler, Batı’dan etkilenen ama büyük ölçüde Asyatik ve Orta Doğu’lu özellikler taşıyan bir toplumun bireyleriyiz. Yani kültürel anlamda doğu’luyuz.
Her iki kültür arasında ise, belli başlı duygusal ve davranışsal farklılıklar azımsanmayacak çoktur. Kısaca özetlersek:
Doğu kültürlerinde insanlar, içinde yaşadıkları aile ve toplumla sıkı ilişki içindedirler. Akrabalık, komşuluk ve hemşerilik bağları, kişinin benliğinin oluşumunda büyük rol oynar.
Giderek zayıflamakla birlikte, dayanışma ve paylaşım karakteri, ülkemizdeki tüm sosyal ve ekonomik alt üst oluşlara rağmen, aileyi ve toplumu bir arada tutan temel unsurdur.
Batı’da ise genellikle, aile ve akrabalık ilişkileri, bireyin yaşamını doğrudan etkilemeyecek düzeyde gevşektir.
Batı kültürlerinde farklılık ve bireysellik vurgulanırken, Doğu kültüründe topluma uyum ve benzerlikler ön plana çıkar.
Batı yenilik ve değişime, Doğu geleneksellik ve muhafazakârlığa eğilim gösterir.
Batı’da rekabet, Doğu’da dayanışma yüceltilir.
Batı’da kolaylıkla sosyal fobi diye nitelenecek büyüklerden utanma ve çekinme duygusu, Doğu toplumlarında büyüklerin karşısında sahip olunması gereken edeplilik ve bir erdem olarak tanımlanır.
Batı’nın ‘sınır çizememe’ olarak değerlendirebileceği bazı davranışlar, Doğu toplumlarında, insanlar arası ilişkilerde olması beklenen samimiyet, teklifsizlik ve diğerkâmlığın ifadesidir.
Dayanışma, paylaşım ve diğerkâmlık, eski bir dünyanın, modası geçmiş malları mıdır?
Gelişmeler, bizi buna ikna etmeye çalışıyor:
Halkımıza, ‘‘herkesin bir terapisti olması gerekir’’ mantığıyla dayatılan klasik psikoloji ve son dönemlerde kişisel gelişim adı altında pazarlanan, ‘‘önce ben, benim duygularım’’ diyen, kendisine aşık (narsisistik), yarışçı, aşırı bireyci, ego merkezli, ‘‘kendini sev’’ mottolu Batı sistemleri, bizim toplumumuzun dokusuyla örtüşmüyor, insanları büsbütün yalnız kılıyor, aileleri parçalıyor ve ruhsal bunalımı derinleştiriyor.
Bu durum, yeni modellere ihtiyaç duyduğumuza işaret ediyor.
Japonya’da uzun yıllar yaşamış ve eşi Japon bir doktor olarak, Japon geleneklerini ve tedavi tekniklerini yakından tanıma şansına sahip oldum.
Japon ve Türk toplumları arasında, Doğu toplumlarına özgü pek çok ortak düşünce ve davranış olduğunu gözlemledim.
Kültürel faktörlerin, ruhsal hastalıkların ortaya çıkışında ve tedavisinde büyük önemi olması nedeniyle, ortak özelliklere sahip olduğumuz, modern ama gelenekçi Japonların tedavi seçeneklerinin bizim için de ilgi çekici olduğuna inanıyorum.
Japonya’da geliştirilmiş Morita ve Naikan terapilerinin, ülkemizde de hastalara iç görü ve sorumluluk kazandırma, anksiyete, depresyon, panik bozukluk ve takıntı gibi rahatsızlıkları tedavi etmede çok yararı olduğunu bizzat kendimde ve hastalarımda gözlemliyorum.
Terapistin üst düzeyde farkındalık ve derinliğini gerektiren bu tedavilere şimdi biraz daha yakından bakalım:
|

|
MORİTA TERAPİSİ
Morita Terapisi, 20. yüzyılın ilk yarısında, Tokyo Jikei Üniversitesi Psikiyatri Bölüm Başkanı Dr. Shoma Morita (1874–1938) tarafından geliştirilmiş bir tedavi yöntemidir. Dr. Morita’nın aldığı bireysel Zen eğitimi, öğretilerini etkilemiş olmakla birlikte, Morita Tedavisi, bir Zen uygulaması değildir.
Dr. Morita’nın, Japonya’da terapi prensiplerini oluşturduğu dönemde, Avrupa’da da Dr. Sigmund Freud, bilinçaltını tanımlamıştır.
Dr. Morita, bu metodu başlangıçta, Japonca ‘Shinkeishitsu’ adı verilen anksiyete nevrozunun tedavisi amacıyla geliştirmiş, zamanla bu yöntem pek çok ruhsal yakınmada kullanılmaya başlanmıştır.
Morita, duyguların değiştirilemez doğal süreçler olduğunu söyler. Onları değiştirmeye çalışmak, sadece daha fazla derinleşmelerine yol açar. Yapılması gereken, duyguları olduğu gibi kabul etmek (arugamama) ve yapılması zorunlu ne varsa, duygulara rağmen yapmaktır.
Bu durum, duygularımızın da zamanla değişmesine yardımcı olur. Örneğin, utanmamıza rağmen topluluk önünde sunum yapmak, birkaç kereden sonra giderek bu duygumuzu aşmamızı sağlayacaktır. Üstelik sorumluluklarımızı aksatmadan.
Dr. Morita, karakteri belirleyenin duygular değil, davranışlar olduğunu bildirir.
Morita Terapisinde ilk adım, duygularımızın farkına varmak ve bu duygulara yol açan koşulların değiştirilebilir olup olmadığını anlamaktır. Değiştirilebilir koşulları değiştirip, değiştirilemeyecek olanları kabul etmek gerekir. Bu, ciddi bir odaklanmayla mümkündür.
Yaşayan her insanın, yerine getirmesi gereken sorumlulukları vardır. Olumsuz duygularımıza odaklanarak bencilce geri çekilmek yerine sorumluluklarımızı üstlenmemiz gerekir.
Morita Terapisi, her tür ruhsal sıkıntıya, depresyon, panik atak, bağımlılık gibi çeşitli etiketler yapıştırarak, önce bu duygusal durumları düzeltip sonra davranışların değişmesini bekleyen Batı psikolojisi yaklaşımından farklıdır.
Batı yaklaşımı, insanların ‘‘hastalığı’’ sahiplenip arkasına sığınmasına, hayattan uzaklaşıp kendisine odaklanmasına yol açmaktadır.
Morita Terapisi, kişiyi en hızlı biçimde kendi kısır dünyasından çıkıp, dünyada sorumluluk almaya çağırır.
Ben, geçtiğimiz yıl, canımdan çok sevdiğim babamı kaybettiğimde, tekrarını asla yaşamamayı dilediğim dehşet verici bir acı denizine düştüm.
Diğer yandan, çalışmam gereken bir işim, beni bekleyen hastalarım, bir anne ve eş olarak ailevi sorumluluklarım vardı.
Eğer Morita Terapisini bilmeseydim, sanırım bu acı denizinde boğulurdum. Babamı toprağa verdikten bir gün sonra işime geri döndüm. Hasta aralarında ve bazen de nazımı çeken hastalarımın yanında ağladım. Ama çalışmaya ara vermedim. Evdeki sorumluluklarıma ara vermedim. Ocağım yemeksiz, çocuğum giysisiz kalmadı. Tüm acıma rağmen!
Ve giderek bu acıdan, ruhsal olgunlaşmam için büyük dersler çıkardım.
Ölümün değişmeyecek bir gerçek olduğunu kabul ederek, kaçınılmaz olarak acı çekerek ve acının arkasına saklanmak yerine sorumluluklarımı yerine getirerek…
Eminim, babam da bunun böyle olmasını isterdi…
|

|
NAİKAN TERAPİSİ
Naikan, Japonca Nai ve Kan, yani İçe Bakış sözcüklerinden oluşmuş bir terapi yöntemidir. Daha hoş bir tercümesi, ‘’gönül gözüyle kendine bakış’’ şeklinde yapılabilir.
Kendimizi, ilişkilerimizi ve insan doğasını tanımada mükemmel bir yol gösterici olan Naikan Terapisi, Yoshimoto Ishin (1916–1988) tarafından geliştirilmiştir.
Naikan, bireyin dikkatini, bencil iç dünyasından çıkartıp, başkalarıyla olan ilişkilerini ve duyarlılıklarını geliştirmeye yönlendirmeyi hedefler. Bu yaklaşım, Batı’nın, aklına eseni yapmayı, başkalarını düşünmeden sadece kendi istek ve duygularına kulak vermeyi, en öne geçmeyi teşvik eden egosantrik yolundan çok farklıdır.
İnsan, ancak ilişkiler içinde şekillenir. Duyguları yaşatan ilişkilerdir. Bencillik bizi kısır dünyalara hapseder.
Naikan yönteminde kişi, her gün kendisine şu üç soruyu sorar:
- Bugün başkalarından ne yararlar sağladım?
- Bugün başkaları için ne yaptım?
- Bugün başkalarına ne şekilde yük oldum ve nasıl zarar verdim?
Bu şekilde, her günü sıcağı sıcağına sorgulamak, sorunların dağlar gibi birikip insanın üzerine yıkılmasını engeller.
Algılarımız hep yanlıdır. Nasıl mı? Örneğin, başkaları olmadan bir hiç olduğumuzu hep unuturuz. Çoğu kez başkaları için bir şeyler yapmak yerine, başkalarının bize hizmet etmesini bekleriz.
Ve en sıklıkla da, başkalarının bize ne zararlar verdiğinin çetelesini tutarız. Kendi verdiğimiz zararlara, ‘istemeden oldu’ gibi mazeretler bularak ve karşımızdakini suçlayarak gözlerimizi kapatırız…
Einstein’ın dediği gibi, hepimizin yaşamı, bizden önce yaşamış ve halen yaşamakta olan milyonlarca insanın ortak emeğinin ürünüdür. Bir an için yediğiniz ekmeğin, sofranıza gelene kadar hangi ellerden geçtiğini, onlara yardım edenlerin ellerini, o elleri dünyaya getirenlerin ellerini, onların hayatlarını mümkün kılan elleri ve emekleri düşünün… Ve öncesini ve daha öncesini… Akıl almıyor, değil mi?
Bunu düşünüp de, başkaları için yaptıklarımızın, aslında ne kadar az olduğunu fark etmek, ruhumuzda tokat etkisi yaratıyor.
Bize yardım eden eşimiz, dostumuz, akrabalarımızın, bize hizmet eden eşyalarımızın, bizim var oluşumuzu mümkün kılan canlı ve cansız her şeyin farkına varmak, içimizde müthiş bir şükran duygusu yaratmanın yanı sıra, bize bu koskoca evrende yalnız ve çaresiz değil, görkemli ve sonsuz bir ağın, bütünün anlamlı bir parçası olduğumuzu gösteriyor.
Bütünün parçası olmak, bize sorumluluklar da getiriyor elbet… Bütünü korumanın, ona zarar vermemenin, hizmet etmenin ve onu güzelleştirmenin sorumluluklarını… Ne güzel sorumluluklar bunlar! Üstlendikçe bizi de zenginleştiren, güzelleştiren ve koruyan…
Morita ve Naikan tedavilerinden hangi durumlarda yararlanılabilir?
Holistik Ruhsal Sağlık programı kapsamında, anksiyete, sosyal fobi, panik bozukluk, dikkat eksikliği, depresyon, ilişkilerde yaşanan sorunlar ve aile problemleri, amaçsızlık, ruhsal kökenli bedensel hastalıklar (psikosomatik hastalıklar) gibi birçok sorunda, ayrıca kişisel ve ruhsal gelişim arzu edildiğinde, Morita ve Naikan tedavilerinden yararlanılabilir.
Doç. Dr. Şafak Nakajima, tıp doktorluğu, uzmanlık, bilim doktorluğu ve doçentliğin yanı sıra, Montreal Institute NHC, Montreal Alfred Adler Postgraduate School of Psychology, İngiltere Dominic Beirne School of Hypnosis and Psychotherapy kurumlarında, Holistik Tıp, Psikoloji, NLP ve Hipnoterapi eğitimi almış, doktora yaptığı Japonya’da 6 yıl yaşamış ve To-Do Enstitüsü aracılığıyla Morita ve Naikan terapilerini öğrenmiştir.
|
|