Hepimiz iyi ve mutlu yaşamak istiyoruz. Hepimiz, başkalarının beklediği gibi değil, kendimiz gibi var olmayı, sağlıklı, özgür, yaratıcı ve anlamlı yaşamlar sürdürmeyi diliyoruz.

HOLİSTİK RUHSAL SAĞLIK

 

İlkeleri:

  • Ruhsal sıkıntıların hemen tamamı, sorunlu bir aile, sorunlu bir toplum, sorunlu bir dünya ile başa çıkmada, yeterli bilgi ve problem çözme becerisine sahip olamamaktan kaynaklanır ve bu durum bir hastalık değildir.
  • Hastalık olmayan bir durumun hastalık olarak ele alınması ve tedavi edilmeye çalışılması tıbbi bir hatadır ve sonuç vermez.
  • Ruhsal sıkıntıların kaynağına inilmemesi, ihmal edilmesi veya ilaçlarla tedavi edilmeye kalkışılması, kişinin yaşam kalitesini düşürür, aile, arkadaş ve iş ilişkilerini bozar, hayatını anlamsız hale getirir ve bedensel hastalıklara yol açar.
  • Ruhsal sıkıntılarda, ilaçlarla tedavi ancak, hastanın kendisine ve etrafına zarar verebileceği durumlarla sınırlandırılmalıdır. İlaçların yan etkileri çoğu kez, ruhsal sıkıntıyı aratır düzeyde kötüdür.
  • Doğru çözüm için ilk adım, ruh ve bedenin, bir bütün (holistik) olarak ele alınmasıdır.
  • Uygulamayı yöneten doktor, aynı zamanda bir yaşam rehberi olduğu için, sağlam bir dünya görüşüne sahip ve bu görüşün başarılı sonuçlarını kendi kişisel ve mesleki yaşamında kanıtlamış olmalıdır.
  • Ruhsal sıkıntıların kaynaklarının saptanması, kişinin kendisini tanıması, ilişkilerini düzene sokması, sorunlarını çözmede başvurabileceği kaynaklara ulaşması, çözümün en önemli bölümüdür. Aydınlanma Programı bu aşamayı kapsar. Bilgi, zihinlerimizi, yaşamlarımızı ve tüm dünyayı şekillendirecek yegâne güçtür.
  • Sıkıntıların yol açtığı ruhsal ve bedensel bulguların giderilmesinde öncelikle, doğal tedavilerden yararlanılmalıdır. Bunlar arasında, Morita-Naikan terapileri, hipnoterapi, meditasyon, akupunktur ve bitkisel tıp sayılabilir. Bu yöntemlerin, yetkin bir doktor tarafından uygulandıkları takdirde, tedavide etkili oldukları ve zararlı yan etkilere yol açmadıkları bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Hepimiz iyi ve mutlu yaşamak istiyoruz. Hepimiz, başkalarının beklediği gibi değil, kendimiz gibi var olmayı, sağlıklı, özgür, yaratıcı ve anlamlı yaşamlar sürdürmeyi diliyoruz.

Oysa modern dünya bizleri, benim ‘’5 Büyük Y’’ diye adlandırdığım, Yarışmacılık, Yorgunluk, Yılgınlık, Yabancılaşma ve Yalnızlık kurşunlarıyla vuruyor. Kadın, erkek, çocuk, genç ya da yaşlı ayrımı yapmaksızın...

Tüketim odaklı, insanca değerleri dışlayan bilinçsiz bir dünya düzeni ve bunun uzamında ortaya çıkan kontrolsüz nüfus artışı, bozulan kentler ve insan ilişkileri, doğanın çılgınca yağmalanması, yetersiz sağlık ve eğitim olanakları, yoksulluk, işsizlik ve çaresizlik sarmalının namlusundan çıkıyor bu kurşunlar. Ruhlarımız kanıyor. Tutkularımız ve umutlarımız yitiriyor. Yaşama amacımız kalmıyor.

5 Büyük Y ile birlikte, stres, depresyon, panik atak, takıntı, uykusuzluk, sosyal fobi gibi ruhsal sıkıntılar, migren, ülser, astım, fibromiyalji, kolit, kanser gibi hastalıklar doluyor yaşamlarımıza…

Tedavi olarak ise bize şunlar sunuluyor:

  • Bilimsel araştırmalarla yanlışlığı defalarca ortaya konmuş olmasına rağmen inatla sürdürülen ve ruhla bedeni birbirinden ayırarak ele alan mekanik bir tıp modeli,
  • Bedenin, bir makine gibi parça parça tamir edilmeye çalışılması,
  • Ruhsal acıların, çözümlenebilir insani durumlar olmaktan çıkartılıp birer hastalık haline getirilerek, yan etkileri çoğu kez hastalığın kendisinden çok daha kötü olan anti depresanlarla bastırılması,
  • İnsanın, toplumsal ve felsefi varoluşu konusunda aldığı yetersiz eğitim nedeniyle, hayat hakkında çoğunun kafası en az hastası kadar karışık terapistlerce uygulanan, Batı’dan kopyalanmış ve derinlikten yoksun psikoterapiler,
  • Bilimsellikten uzak, sözde doğal şifa yöntemleri…

Dünyanın çeşitli ülkelerinde ve seçkin kurumlarında, cerrahlıktan bilimsel araştırıcılığa, psikolojiden doğal tedavi yöntemlerine uzanan mesleki eğitimim ve tecrübem sonunda artık, bir doktor olarak şunu çok net bir biçimde söylüyorum:

Bu yaklaşımların tümü yanlıştır ve daha da önemlisi insan sağlığına zararlıdır!  

Çünkü:     

Tıp, sadece hastalık odaklı bir teknikler derlemesi olamaz. Tıbbın konusu insandır ve insan sağlığını etkileyen bedensel, ruhsal, bireysel, toplumsal, maddi ve manevi her boyut, hekimin sorumluluk alanına girer.

Her hekim, bilgelik eğitiminden geçmeli, hem hasta hem de hasta olmayan insana dair yaşam deneyimlerini tanımalı, öğrenmelidir.  Hekimlik, bilim olduğu kadar bir sanattır. Hekim, sanatının konusu olan insana bir teknisyen gibi yaklaşmamalıdır.

Tıp, şu bilimsel gerçekliği inkâr etmekten artık vazgeçmelidir:

 

 

İnsan zihni ve bedeni, çeşitli hormonlar ve sinir ileti proteinleri aracılığıyla, karşılıklı ve sürekli iletişim halinde olan bir bütündür.

Birinin hastalanması, diğerini de hasta eder. Kliniklere bedensel yakınmalarla başvuran hastaların ortalama % 80’inin asıl sorunu ruhsaldır. Bu ruhsal sorunlarsa, beyindeki bir arızadan değil, hemen her zaman, hayatla başa çıkma güçlüklerinden kaynaklanır.

Hayatla başa çıkmayı zorlaştıracak pek çok neden vardır: Kötü aile ortamı, yetersiz eğitim, ekonomik sıkıntılar, dogmatik inanç kalıpları, kişilik çatışmaları sonucu iş ve aşk hayatında yaşanan çıkmazlar, sosyal baskılar ve daha niceleri…

Çoğu kez kliniklerde, hastalıkların ruhsal kökeni dikkate alınmaz. Migren, ağrı kesicilerle, ülser, antiasitlerle tedavi edilmeye çalışılır. Hasta, ruhsal bir bağımlılık olan sigara kullanımı için göğüs hastalıklarına, cinsellikle ilgili koşullanma ve korkular sonucu ortaya çıkan vajinismus için kadın hastalıklarına yönlendirilir. Böylece, gerçek tedavi gecikir ya da imkânsız hale gelir. Hasta doktor doktor gezer, hastalıkların biri biterken diğeri başlar. 

Klinisyen, bedensel yakınmada ruhsal bir nedenden şüphelenirse, hastayı büyük olasılıkla bir psikiyatriste yönlendirir. Psikiyatrist, 6 yıllık tıp eğitimden sonra, 4 yıl ihtisas yapmış uzman bir doktordur.

Psikiyatristin eğitimi, hastalık odaklıdır. Ruhsal bulgular, Amerikan tanı sistemine göre gruplandırılıp, hemen her tür insani yakınma, bir hastalık olarak etiketlendirilir.

Ne yazık ki çoğunlukla psikiyatrlar, bırakın içinde yaşadığınız sosyal ortamı ve ilişkilerinizi çözümlemeyi, sizin kabaca kim olduğunuzu bile anlamaya yetmeyecek kadar kısa bir sürede yakınmanızı dinler ve anti depresan ilaç yazarlar.

Eğer kendi çabasıyla hayatın anlamı üzerine kafa yormamış, felsefi düşünme modelini öğrenmemiş ve kendi sorunlarıyla yüzleşmemişse, psikiyatristin, aşk ve ölüm acısı, yalnızlık, anlamsızlık gibi, ruhsal sıkıntıların ana kaynağı olan sorunlara doyurucu açılımlar getirmesini beklemek maalesef mümkün değildir.

Psikiyatristlerin eğitimi bu alanları kapsamaz. Çünkü bu soruların, 4 yılda öğrenilebilecek mutlak ve kesin cevapları yoktur. Size verecekleri nasihatler, kendi yetişme koşulları, inanç kalıpları ve bireysel tecrübeleriyle şekillenen şahsi fikirleridir.

Hastanın kendisine veya etrafına zarar verme riskinin olduğu durumlarda ilaç verilmesi, hastanın hastaneye yatırılması elbette zorunludur.

Diğer yandan, dünyamızın hastalıklı koşullarına verilen doğal stres tepkilerini birer hastalık olarak kabul etmek, sorunların sorumluluğunu bireyin üzerine yıkmak anlamına geldiği için yanlış ve çok zararlıdır.

Bu yolla insan, sorunun kendisinde olduğuna, beyninin hasta olduğuna inandırılır. İlaçlarla sersemletilerek, ne kendisinin ne de toplumun sorunlarını anlayamaz ve çözemez hale getirilir.

Ruhsal hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların, bağımlılık yaratma, görme bozuklukları, hafıza sorunları, ağız kuruluğu, kabızlık, baş ağrısı, sıcak basması, yüksek tansiyon, kas seğirmesi, çarpıntı, cinsel isteksizlik, cilt döküntüleri, huzursuzluk, titreme nöbetleri, vücudun katılaşması, huzursuzluk, terleme, idrar yapma güçlüğü, kilo alma, intihara eğilim yaratma gibi sayısız ve bazen de geri dönüşü olmayan yan etkileri vardır.

Son dönemde bazı bilimsel araştırmalar, anti depresanların, plasebo yani yalancı ilaçlardan farklı hiçbir etkiye sahip olmadığını bildirmektedir. Doğru dürüst etkisi bile olmayan ilaçlar için dayanılmaz yan etkilere katlanmanın mantığı nedir? Bu mantık ancak, anti depresan ilaç sektörünün, dünyanın en karlı yatırım alanlarından biri haline gelmiş olmasıyla açıklanabilir.

Ya psikologlar?

Bazı durumlarda bir psikologa yönlendirilirsiniz. Psikologlar tıp doktoru değildir. Fen-Edebiyat fakültelerine bağlı Psikoloji bölümlerinde 4 yıl okurlar. Psiyatristlerle birlikte çalışırlar. Çeşitli testleri hastalara uygulayarak, psikiyatristin tanı koymasına ve tedavi etmesine yardımcı olurlar. Bazıları daha üst bir eğitimden geçerek psikoterapi yapabilirler. Ancak yasal olarak tek başlarına tanı koyma, tedavi etme veya ilaç yazma yetkileri yoktur.

Doktor olmadıkları için doğru tanı koyamayıp, epilepsi veya beyin tümörü bulgularını konversiyon, aşırı kalp çarpmasına bağlı endişeyi panik atak, vitamin noksanlıklarına bağlı sıkıntıları depresyon, tiroit bezinin aşırı çalışması sonucu ortaya çıkan gerilimi, impuls kontrol bozukluğu diye tedavi etmeye kalkıştıkları takdirde hastaya çok ciddi zararlar verebilirler.

Aldıkları eğitim hemen her zaman Batı toplumlarına göre geliştirilen modellerden oluşur. Ülkemizde psikoloğun, kendisine ait iç görü kazanmasına yardımcı olacak bir ruhsal gelişim programından geçme zorunluluğu yoktur. Bu nedenle çoğu terapist, beklenen düzeyde bir farkındalık ve derinlikten yoksundur.

Sevgi, şefkat, anlayış, duyarlılık, dürüstlük, bütünlük, tutarlılık gibi, ruhsal alanda çalışanlardan beklenebilecek temel beceriler de, sınıfta veya bir eğitim programı sırasında öğrenilemezler.

İnsan, üst düzeyde karmaşık bir varlıktır. ‘’Normallik’’, çağa, topluma ve bireye göre değişir. Tarih boyunca sayısız dahi ve sanatçı, dengesiz veya deli diye nitelenmiş, toplumsal algının değişmesiyle, bu insanların sıra dışı ve üstün insanlar oldukları fark edilmiştir.

Psikiyatristler ve psikologların, ‘’normalliğin standardına sahip’’ olmaları bilimsel olarak imkânsızdır. Eğer öyle olmuş olsaydı, bu meslek dallarında çalışanlar, dünyanın‘’en başarılı, en mutlu ve en dengeli’’ insanları olurlardı. Bu meslek dallarında çalışan profesyonellerin ruh sağlığı ile ilgili olarak yapılan araştırmalar, beklenenin aksine, oldukça kötü bir tablo çizmektedir.

Elbette bu alanlarda eğitim görmüş, diğer yandan kendisiyle yüzleşmiş, hayatı samimi bir merakla sorgulamış, kendilerini geliştirmiş, sevgi, şefkat duygularına ve net bir biçimde ortaya koyabilecekleri bir hayat felsefesine sahip psikiyatrist ve psikologların varlığı çok önemlidir. Bu kişilerin ortaya koydukları felsefeleri ve yaklaşım biçimleri sizin yaşamsal sorularınızı yanıtlıyorsa, onlardan ciddi yararlar sağlayabilirsiniz. Bu durumun ise çok nadiren söz konusu olduğu gerçeğinin altını çizmemiz gerekiyor, ne yazık ki!

Gelişmiş toplumlarda, sağlık sorunlarını bizzat yaşamış, çözümünü bulmuş sıradan insanların liderlik ettiği paylaşım gruplarında bulunan samimiyetin, duygudaşlık (empati) duygusunun ve edinilen bilgilerin, vasat bir terapistle yapılan terapilerden çok daha etkili sonuçlar verdiği, araştırmalarla ortaya konmaktadır.


 

Diğer popüler alternatifler?

İlaçlarla beynini uyuşturmak istemeyen, psikologları yüzeysel ve yetersiz bulan bazı insanlar ise alternatif yöntemlere yönelmektedirler. Bu yöntemleri sunanların hemen tamamına yakını, bırakın tıp eğitimini, temel psikoloji bilgilerine bile sahip değildirler.

Çaresiz insanları sömürmek için, endişe ve korkunun karmaşık mekanizmasını bir kenara atıp,  fahiş fiyatlarla bir günde panik atak tedavisi yaptıklarını iddia edebilirler.

Çekim yasası gibi, akıl ve bilimle bağdaşır hiçbir yanı olmayan sözde teorilerle, insanları, başlarına gelen olumlu ve olumsuz her şeyden sorumlu oldukları şeklinde yanlış inançlara sürükleyebilirler.

Bireysel sorumluluk almakla, her şeyin sorumlusunun bireyin kendisi olduğunu iddia etmek arasında büyük fark vardır.

Günümüzde, bu tür öğretilerin etkisiyle, hastalığını, işsizliğini ve yoksulluğunu tümüyle kendi ‘’çekim’’ yetersizliğine bağlayan,  derin suçluluk duyguları içinde yaşayan birçok insanla karşılaşmak mümkündür.

Kimisi de, dayandığı kadim Çin Tıbbı felsefesini bilmeden, akupunktur noktalarını parmaklarıyla tıklatıp, EFT adlı bir teknikle, sözüm ona duyguları serbestleştirirler.

Nefes terapisi ile her tür ruhsal sorundan kurtulma iddiasıyla, kısa sürede öğrenilebilecek solunum tekniklerini, birkaç günlük çalışmalar halinde yüksek fiyatlara pazarlayarak, hoş olmayan bir istismar sistemi kurabilirler.

Karaciğerin yerini gösterecek kadar anatomi bilgisi olmayan, tıp alanı dışında edindikleri akademik unvanları, kendilerini tıp doktoru gibi göstererek halkı kandırmakta kullanan, gazete ve televizyonlardan insanlara bitkisel veya manevi tedaviler tavsiye edenleri ise bu yazıya dâhil etme gereği duymuyorum.

Tüm bu yaklaşımların ortak noktası, yaşamın karmaşık sorunlarını kavrayarak çözebilecek bir bilinç geliştirmek yerine, mucizevî yollarla insanları sıkıntılarından çabucak ‘’kurtarma’’ vaadiyle kandırmalarıdır.

Peki, çözüm nedir?                     

Çözüm, bedensel veya ruhsal tüm hastalıklarda, insanın bir bütün olarak ele alınmasıdır. Buna bütüncül veya holistik tıp adı verilir. Ancak bu yolla, ruhsal sıkıntılar ve onların yol açtığı bedensel hastalıklar kalıcı olarak iyileştirilebilir ve/veya hastanın yaşam kalitesi yükseltilebilir.

Bedensel nedenlerden kaynaklanan ruhsal sorunlarda ise, altta yatan organik problem teşhis edilebildiği için zamanında ve doğru tedaviler uygulanabilir. Terapiler veya yanlış ilaç tedavileriyle zaman kaybedilmez.

Beyin, insanı insan yapan, hayatta kalmamızı, problemlerimizi çözmemizi sağlayan, dolayısıyla başarı ve mutluluğumuzu belirleyen en önemli organdır.

Ruhsal sıkıntıların, beyindeki tümör, epilepsi gibi bir organik hastalıktan kaynaklanma olasılığı sadece % 3’tür.

İlaç tedavisini zorunlu kılan şizofreni, bipolar bozukluk gibi tablolarda da, hastanın ayrıca alacağı ruhsal destek tedavilerinden ciddi biçimde yararlanması mümkündür.
 
Ruhsal sorunların hemen tamamına yakını, insanın içinde bulunduğu aile, çevre, gelenek ve görenekler, okulda öğrendiği bilgiler sonucu edindiği kavramların, yaşam koşullarının, onun özbenliğinde yarattığı etki ve çatışmaların sonucudur. Genetik yatkınlık, bu etkilerin sonucunda ruhsal bir hastalığın ortaya çıkma olasılığını ve şiddetini belirler.

Olumsuz etki ve çatışmalar, insanı ne denli özbenliğinden uzaklaştırır, ne ölçüde hayata aktif katılımını engellerse, sorun o kadar büyüktür. Giderek özgüven, ilişkilerin kalitesi, yaşamdan alınan coşku ve haz kaybolur.

Doğru bir tedavi, ruhsal sorunlarda insanlara, eleştirel düşünmeyi öğretmekle başlar. Amaç, kişinin özgürleşmesini, olgunlaşmasını, aklını sürekli ve doğru kullanmasını sağlamaktır.

Bu eğitim, insan beyninin çalışma mekanizmasını, duyguların kökenini, ebeveyn ve çocuk ilişkilerinin dinamiklerini, kadın ve erkek davranışları arasındaki farkları ve nedenlerini, toplumun yapısını öğrenmeyi, doğru olarak kabullenilmiş tüm değer yargılarını bilimsel süzgeçten geçirmeyi içerir.

Hastalık odaklı sahte tıp çözümleri yerine kişinin, aklını kullanarak gerçek benliğini keşfetmesine yardımcı olacak kaynaklara ulaşmasını hedefler. Bu çalışmalar, beynini uyuşturarak acılardan kaçan bir bağımlı yaratmak yerine, kendisini ve toplumu değiştirme gücüne sahip gerçek insanı ortaya çıkarmayı amaçlar.

Doğru çözüme bilgiyle ulaşılabileceğini kavrayabildiği sürece, hastanın okuma yazma bilmeyen biri olmasıyla, üst düzey bir akademisyen olması arasında, tedavi başarısı açısından hiçbir fark yoktur.

Mucizevî tedaviler peşinde akıl almaz düzeyde zaman ve para harcayan sayısız eğitimli profesyonel insan kadar, aydınlanma çalışmaları sırasında felsefe okumayı, düzgün yazı yazmayı öğrenerek hayatını baştan sona yenileyen pek çok ev kadını ve eğitimsiz erkek olduğuna defalarca şahit oldum.

Bu sitede bulabileceğiniz, Morita-Naikan Terapileri, Meditasyon, Hipnoterapi, Akupunktur ve Bitkisel Tıp yöntemleri ise, Aydınlanma Programı’nı destekleyen araçlardır. Nadiren tek başlarına kullanılırlar.

Doğru düşünmeyi öğrenememiş birine hipnoterapi, akupunktur veya bitkisel tedavi uygulamanın kalıcı hiçbir yararı yoktur. Yerinde ve doğru kullanıldıklarında ise bu yöntemler, Aydınlanma Programına çok büyük katkıda bulunur ve hastanın iyileşmesini hızlandırırlar.

Kısaca toparlayacak olursak,

Holistik Ruhsal Sağlık programı öncelikle, ruh ve bedeni birlikte ele alır. Böylece, doğru teşhis koyma ve doğru tedaviyi hedefler. Modern tıbbı asla dışlamaz. Gereken durumlarda, modern tıbbın sunduğu tüm olanaklardan yararlanır.

Tedavide önceliği, yan etkisiz, bilimsel olarak yararlılığı ortaya konmuş doğal tedavilere verir. Ne olduğu belirsiz, dayanaksız hiçbir doğal tedavi iddiasını programına dâhil etmez.

Ruhsal hastalıklara yaklaşımda, hastanın hayatı doğru kavramasına yardımcı olacak bir bilinç eğitimi yapılır. Buna Aydınlanma Programı denir.

Aydınlanma Programı benim tarafımdan, modern nöroloji ve evrimsel psikoloji bilgileriyle, sosyoloji, felsefe ve Doğu bilgeliği arasında bilimsel bir sentez yapılarak geliştirilmiştir.

Aydınlanma eğitimi sürecinde, hastanın tedaviye aktif katılımı zorunludur. Kimse bunu sizin adınıza yapamaz. Aynen, sizin adınıza bir başkasının matematik öğrenemeyeceği veya spor yapamayacağı gibi.

Ciddi bir emek gerektirmekle birlikte, sonuçta alacağınız ödül, tahminlerinizin ötesinde muhteşem ve kalıcı olacaktır. İlk kez yaşamınızın direksiyonuna oturarak, sadece kendinizi değil, hayatın pek çok alanını olumlu yönde değiştirebileceğinizi heyecanla görebileceksiniz.

Holistik Ruhsal Sağlık programını destekleyen Morita-Naikan Terapileri, Hipnoterapi, Meditasyon gibi doğal tedavi yöntemleriyle ise, beyninizi sakin, huzurlu ve odaklanabilir kılmayı öğreneceksiniz.

Gereken durumlarda uygulanan, Akupunktur ve Bitkisel Tedavilerle, beyin ve bedeninizin kimyasal dengelerini doğal yollardan kurabileceksiniz.

İyileşmede, samimiyetle verilen emek kadar etkili hiçbir araç yoktur.

Sizi hedefe, sürat değil, tutarlılık ve kararlılığınız ulaştıracaktır!

Doktorun rolü, size gidilecek yönü işaret etmektir. Yolculuğu yapacak olan sizsiniz.

Yolculuktan korkmayın!

Yaşamdan korkmayın!

Korkulacak tek şey onu, hiç yaşamadan elinizden kaçırmanızdır…


Doç. Dr. Şafak Nakajima, tıp doktorluğu, uzmanlık, bilim doktorluğu ve doçentliğin yanı sıra, Montreal Institute NHC, Montreal Adler Postgraduate School of Psychology, İngiltere Dominic Beirne School of Hypnosis and Psychotherapy, Gaia House kurumlarında, Holistik Doğal Tıp, Psikoloji, NLP, Hipnoterapi ve Meditasyon eğitimi almıştır.

Pekin Çin Tıbbı Üniversitesi’nde, Geleneksel Çin Tıbbı ve akupunktur eğitimini tamamlamış, T.C. Sağlık Bakanlığı’nın açtığı sınavları kazanarak, akupunktur yetki belgesine sahip olmuştur.

California San Francisco’da American Herbalists Guild başkanı Dr. Michael Tierra’nın yönetiminde düzenlenen Bitkisel Tedavi eğitim programlarına katılmıştır.
Binlerce ciltlik bir kütüphaneye ve ekonomi, politika, felsefe, antropoloji ve evrimsel psiko-sosyoloji konusunda özel çalışmalarıyla geliştirdiği ciddi bir bilgi birikimine sahiptir.
 

WEB TASARIM & YAZILIM    
DATA1 INTEGRAL TECHNOLOGIES