Hipnoterapi, kliniğimizde, Holistik Ruhsal Sağlık programı kapsamında, destekleyici bir tedavi yöntemi olarak uygulanmaktadır.

HİPNOTERAPİ

 

Hipnoterapi, ticari amaçlarla çarpıtılan her tıbbi yöntem gibi, ya mucizevî bir tedavi metodu veya hiçbir değeri olmayan şarlatanca bir uygulama olarak algılanmaktadır. Her iki algılama da yanlıştır.

Hipnoz, tüm insan ve gelişmiş memeli hayvanlarda doğal olarak ortaya çıkan bir zihin durumudur. Dalıp gittiğimiz her an hipnozdayız.

Hipnoterapi ise, bu doğal durumun, tedavi amacıyla kullanılmasıdır.

Hipnoterapi, Yunanca ‘uyku’ anlamına gelen hypnosis ve ‘tedavi’ anlamına gelen terapi sözcüklerinden geliştirilmiştir. Tarihi, eski Şaman geleneklerine, Mısır’ın uyku tapınaklarına kadar dayandırılmaktadır.

Hipnoterapi, 1958 yılında, Amerikan Tıp Birliği (AMA) tarafından, tedavi edici bir yöntem olarak tanınmıştır.

Hipnoz, tam uyku değil, uyku ile uyanıklık arasında bir zihin halidir. Hipnoterapide, hipnotik zihin durumundaki kişiye, hedeflenen yönde olumlu telkinlerde bulunulur. Zihin rahat ve gevşemiş durumda olduğu için,  telkinlere daha açıktır ve onlardan daha çok yararlanır.

Hipnoterapinin Bilimsel Dayanakları:

EEG (Elektroansefalografi) ile saptanan beyin dalgaları, frekanslarına ve ilintili zihin durumlarına göre başlıca 4 ana gruba ayrılmaktadır: Beta, Alfa, Teta ve Delta.

EEG
Beyin Dalgası

Dalga Frekansı

Zihinsel Durum

Beta
14 - 40 Hz

Tamamen açık ve uyanık zihin
Genellikle sol beyin aktivitesi - Dışa dönük zihin
Aktif düşünme, soru çözme, konsantre olma

Alfa
8 - 13 Hz

Rahat ve gevşek
Genellikle sağ beyin aktivitesi – yaratıcı bilinçaltı
Gündüz düşü hali

Teta
4 - 7 Hz

Çok derin gevşeme- Alacakaranlık
Genellikle sağ beyin aktivitesi-derin bilinçaltı
Uykunun derin evreleri

Delta
0.5 - 3.5 Hz

Derin uyku ve dış dünyadan kopuş boyutu
Bilinçsiz bir huzur hali
Bedenin büyüme, yenilenme zamanı

Zihnin Beta durumunda, dikkat dışa yönelmiştir. Kişi düşünür, konuşur, planlar yapar, problem çözer.

Alfa dalgalarından başlayarak Teta ve Delta durumlarına doğru, giderek artan derinlikte içe dönüş başlar. Ne kadar içe dönülürse, o düzeyde bilinçaltına inilir. Beta ve Alfa dalgaları arası, bilinçaltına giriş aralığıdır.

Gözlerimizi kapatıp gevşediğimizde, beyin dalgalarımız Alfa frekansındadır. Yaratıcılığımız bu aşamada artar. Bilinçli zihnin kontrolü azalır.

Rüya görürken, meditasyon yaparken veya derin hipnozda, Teta zihin durumuna geçeriz. Tekrarlayan ses veya hareketler, bu süreci kolaylaştırır. Buna iyi bir örnek, küçük çocukların kucakta ninniyle sallanıp, önce hafif sonra derin bir uykuya dalmalarıdır.

Delta zihin durumu, tam uyku hali olup, beden bu evrede dinlenir, büyür, güzelleşir ve kendini yeniler.

Bilinçaltı, fiziksel gerçeklikle, hayal edilen bir görüntüyü ayıramaz. Beynin bu özelliğini, kendimizi tamamen kaptırdığımız bir filmin etkisiyle duygulanıp ağlarken veya korkarken deneyimleriz. Gerçek olmayan bir film sahnesi, kendini kaptırmış beynimizde, gerçek etkiler yaratır.

 


 

Bu durum hafif bir trans gerektirir. O nedenle, filmi izlerken dışarıdan bir uyaran gelmesini ve dikkatimizi dağıtmasını istemeyiz. Diğer yandan, ne denli konsantre olursak olalım, istediğimiz her an, filmden kopabilir, normal bilincimize geri dönebiliriz.

Hipnoterapi, dikkatle bir film izlerken girdiğimiz duruma benzer bir zihinsel durum yaratmayı ve o sırada, gerekli olumlu telkinleri vermeyi hedefler.

Klinik uygulamalarda, Alfa zihin durumu, istenen derinlik düzeyini sağlar. Eğitilmiş bir zihin, her koşulda, kolaylıkla gevşeme durumuna geçebilir.

Beynin limbik sistem adı verilen, duygusal ve hormonal merkezlerinin bulunduğu bölümünde, PET, MR ve SPECT gibi ileri görüntüleme teknikleri ile yapılan araştırmalar, hipnoterapi ile ilgili çarpıcı bulgular ortaya koymaktadır.

Beyin, fiziksel veya ruhsal bir tehlike algıladığında, kurtulmak için ‘savaş veya kaç’ yanıtını başlatır. Bu yanıt, adrenalin ve kortizon salgısına yol açar. Nefes yüzeyselleşir. Kalp hızlanır, kan basıncı yükselir. Vücut terler. Kanda şeker ve kan yağ oranları, midede asit salgısı artar. Bağışıklık sistemi zayıflar. Vücutta kızarıklıklar, şişlikler, ısı ve ağrı ortaya çıkar. Huzursuzluk hissedilir.

Hipnoterapi ise bunun tam tersi bir tablo yaratır. Terapistin hastanın zihnini, çeşitli imgelerle olumlu yönde yönlendirmesi sonucu, beynin limbik bölgesine giden kan akışı artar. Adrenalin ve kortizon yerine, huzur ve rahatlık duygusu veren doğal morfinler yani endorfinler salgılanır. Vücut, gevşeme haline geçer. Ağrı ve huzursuzluk duyguları azalır. Kan şekeri normalleşir. Kalp ritmi düzenli hale geçer. Nefes derindir. Kan basıncı düşer. Zihin rahatlar.

Hipnoterapi, ruhsal ve bedensel dinginliğin yanı sıra, vücudun kendisini yenilemesine de yardımcı olur.

Hipnoterapi’nin bilimsel olarak kanıtlanan klinik uygulama alanları:

Amerikan Sağlık Enstitüsü (NIH) raporuna göre hipnoterapi, baş ağrıları, TMJ (çene eklem ağrısı), İBS (irritabl kolon sendromu), kanser ağrılarının giderilmesinde etkilidir.

İngiliz Tıp Dergisi the British Medical Journal (BMJ) ise, hipnoterapinin, bilişsel tedaviyle bir bütün olarak sunulması halinde, kronik ağrılar, astım, barsak sorunları, anksiyete, panik bozukluk, uykusuzluk ve kemoterapinin ağrı, bulantı, kusma gibi yan etkilerinde yararlı olduğunu bildirmiştir.

Doğru hasta seçimiyle, doğru bir program çerçevesinde uygulandığı takdirde yararlı bir yöntem olan hipnoterapi konusunda en öncelikli olarak bilinmesi gereken konu şudur:

Hipnoterapi, kişinin kendisi ve yaşam hakkında edindiği yanlış ve zarar verici düşünce kalıplarını tek başına değiştiremez. Derin iç çatışmaları bilinç düzeyinde çözümlenmeden, hipnoterapiden kalıcı bir sonuç almak olanaksızdır.

Bu kalıpların gerçek anlamda değişimi ise ancak, kişinin kendi hayatını gözden geçirmesi, düşünme, okuma ve tartışma ile bilincini geliştirmesiyle mümkündür. Hipnoterapi bu süreçte, zihinsel ve bedensel rahatlama, dolayısıyla, öğrenilen bilgileri daha sağlıklı kullanma konusunda hastaya yarar sağlar.

Sık sorulanlar:

Hipnoz sırasında uyuyup, kontrolümü kaybeder, istemeden sırlarımı verebilir miyim?

Hipnoz, bu temel yanılsamanın aksine, tümüyle uyanık olduğunuz ve odaklanmanızın arttığı bir zihin durumudur. Bilinciniz tümüyle yerindedir ve istediğiniz an transtan çıkabilirsiniz. Kontrol tümüyle sizdedir. İstemediğiniz hiçbir şeyi söylemez, istemediğiniz hiçbir davranışta bulunmazsınız.

Medyada hipnoz adı altında rastladığınız, kişilerin kontrolsüz tuhaf davranışlar sergilediği tabloların, tıbbi hipnoterapiyle hiçbir ilgisi yoktur. Bunlar, doktor olmayan kişiler tarafından, ilgi çekme amacıyla düzenlenen sahne gösterileridir.

Sadece aptal insanlar hipnotize olur, ben olamam.

Hipnoterapi, zihnin odaklanmasını gerektirdiği için, bu yanılsamanın aksine, zeki ve konsantrasyon becerisi olan insanlar bu yöntemden daha çok yararlanırlar.
Hala aynı fikirde misiniz?





Hipnoza takılır, çıkamayabilir miyim?

Bu, isteseniz de olması imkânsız olan bir durumdur. Gün içinde hepimiz, defalarca hipnoza girer çıkarız. Dalıp gider, sonra kendimize geliriz. Yukarıda verdiğim, dikkatle izlenen film örneğini hatırlayınız!

Hipnoterapi, hekim gözetiminde bir seans olacağından, bu süreç çok daha düzenli bir biçimde akıp bitecektir. Arzu ettiğiniz her an, zaten bilinciniz açık olacağı için, konuşabilir, yerinizden kalkabilir ve seansa son verebilirsiniz.

Hipnozla hatırlamadığım bir şeyi hatırlamak, unutmak istediğim bir şeyi unutmak, hafızamın bir bölümünü silmek istiyorum. Bunlar mümkün müdür?

Hatırlamakta zorlandığımız bazı şeyleri hipnozla hatırlamak mümkün olmakla birlikte, hatırlananlar her zaman gerçek olmayabilir. Beynimizin, gerçekleri çarpıtarak yalancı anılar üretebildiği bilimsel olarak gösterilmiştir.

Birçok insanın başına geldiği gibi, bazen günlük hayatta, yaşamadığımız ama ailemizden veya başkalarından sıkça dinlediğimiz bir olayı, bir zaman sonra bizzat yaşadığımıza inanabiliriz. Beynin bu özelliği nedeniyle, hipnoterapi bir hafıza yapılandırma yöntemi olarak kullanılmamalıdır.

Hipnoterapiyle bir düşünce veya anının beyninizden silinmesi ise, tıbben mümkün değildir.

Hatırlamakta zorlanmak veya hafızamızdan bir şeyleri silmek arzusu, kabullenmekte zorlandığımız benliğimiz ve deneyimlerimizle ilgilidir. Bunların çözümü hipnoterapi ile olmaz. Gerçeklerle yüzleşmek, yanlış algıları değiştirmek ancak Holistik Ruh Sağlığı programı gibi bilişsel bir çalışmayla mümkündür. Hipnoterapi, bu süreçte, gerekli olduğu takdirde tedaviye eklenir.

Hipnoterapi, stres, panik atak, takıntı, depresyon, ağrı kontrolü, astım, migren, mide-barsak hastalıkları, kalp ve tansiyon sorunları gibi birçok ruh ve beden hastalığında, Holistik Ruhsal Sağlık programı kapsamı içinde uygulanabilecek, etkin bir destek tedavi yöntemidir.

Doç. Dr. Şafak Nakajima, tıp doktorluğu, uzmanlık, bilim doktorluğu ve doçentliğin yanı sıra, Montreal Institute NHC, Montreal Alfred Adler Postgraduate School of Psychology, İngiltere Dominic Beirne School of Hypnosis and Psychotherapy kurumlarında, Holistik Tıp, Psikoloji, NLP ve Hipnoterapi eğitimi almıştır.

 

WEB TASARIM & YAZILIM    
DATA1 INTEGRAL TECHNOLOGIES